Atatürk ve Afganistan


Atatürk, sahip olduğu jeopolitik kültür birikimi ve deneyimiyle Türkiye’nin dünya üzerindeki konumunu ve bu noktada dış politika stratejisini tespit ederken, her zaman için Afganistan’a özel bir ilgi göstermiştir. Orta Asya Türk devletlerinin güney ucunda yer alan Afganistan’ın Türklerin dünyaya doğudan açılan kapısı olduğunu Mustafa Kemal iyi biliyor ve bu nedenle bu ülkeye yakın ilgi gösteriyordu. Bu doğrultuda Afganistan ile karşılıklı ikili antlaşmalar imzalıyor ve Türkiye ile Afganistan iki müslüman ülke olarak geleceğe doğru bir dayanışma içine giriyorlardı. Nitekim, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin Afganistan ile yakınlaşma sürecine girmesi daha o günlerden Türkiye’nin bağımsız bir dış politika ve bu bağlamda doğuda denge sağlama ve Asya’ya açılması çabalarının bir neticesi olarak değerlendiriliyordu. Hiç kuşkusuz, Atatürk’ün ‘Doğu’ politikası ve bu bağlamda Afganistan ile olan ilişkileri, onun emperyalizm karşıtı kişiliğini bir kez daha kanıtlaması ve bölge ülkelerinin emperyalist ülkelere karşı kendilerini savunmaya yönelik işbirliğini geliştirme çabaları açısından önemlidir. Bu kitap, Atatürk dönemi Türk-Afgan ilişkilerine ışık tutması ve 11 Eylül sonrası dünya politikasında olduğu kadar Türk dış politikasında da önemli bir konuma oturan Afganistan’la Türkiye’nin ilişkilerine bir model oluşturması açısından çok önemli bir yere sahiptir.

Dr. Bilâl N. ŞİMŞİR 2002

Ön Söz
Afganistan, 11 Eylül 2001′de ABD’ye karşı düzenlenen ‘Bin yılın terör saldırısı’ndan beri yeniden dünyanın gündemindedir.
Afganistan’la birlikte Kemal Atatürk de hem Türkiye’de, hem de Türkiye dışında yeniden hatırlandı. En yetkili ağızlar, Atatürk’ün Afganistan politikasından ve Afganistan’a Atatürk modeli gerektiğinden söz etmeye başladılar. Başbakan Bülent Ecevit, 8 Kasım 2001 günü DSP Grubu’nda Afganistan’a Türk askeri gönderilmesine değinirken, Afgan halkının özgürlüğüne ve kalkınmasına katkıda bulunmanın Atatürk’ün bir vasiyeti olduğunu söyledi.

Başbakan şöyle konuştu: ‘ABD’nin, Afganistan’daki terörist Taliban rejimine karşı başlattığı sürekli özgürlük harekâtına etkin katkıda bulunmamız bizim için bir dostluk ve insanlık borcudur. Bu mücadelenin başarıya ulaşması, yalnız ABD’nin değil, aynı zamanda tüm bölgemizin, o arada Türkiye’nin de yararınadır. ABD’nin çağrısına uyarak, terörizme karşı mücadelede büyük deneyim kazanmış olan 90 subay ve astsubayımızı Afganistan’a gönderiyoruz…

‘Taliban’a karşı mücadeleye katkımızı yaparken, bir yandan da şimdiye kadar olduğu gibi kardeş Afganistan halkının dertlerine, sorunlarına çözüm getirmek için elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Afganistan’a bu ilgimiz, Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarından önce başlamıştı. 1920′de, Kasım ayında, Türkiye zor dönemde ve sıkıntılar içindeyken, Atatürk bir emir verdi. 12 değerli subayımızın, Afganistan’a görevli olarak gitmesini sağladı. Cumhuriyet ilân edildikten sonra da en iyi yetişmiş bürokratlardan, askerlerden, bilim adamlarından bazıları, yine Atatürk’ün emri ve izniyle Afganistan’a gönderildi. Bunlar, Afganistan’ın özgürlüğüne, bağımsızlığına ve kalkınmasına Atatürk’ün ne kadar büyük önem verdiğini gösteriyor. Türkiye’nin, Afgan halkının özgürlüğüne ve kalkınmasına katkıda bulunması, Atatürk’ün bize bir vasiyetidir.’ (Hürriyet, 9.11.2001)

Dışişleri Bakanı İsmail Cem, 17 Aralık 2001′de Afganistan’a günü birliğine bir ziyaret yaptı ve bu ziyaret ”Türk modeli’nin Afgan çıkarması’ başlığıyla basına yansıdı. Haberlerde yine Atatürk’ün 1920′lerdeki Afgan politikası hatırlatıldı ve İsmail Cem’in bu politikayı canlandırmayı amaçladığı belirtildi.

Gazete haberi şöyleydi: ‘Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in dün (17.12.2001) Pakistan’ın başkenti İslâmabad’dan Afganistan’ın başkenti Kâbil’e giderek buradaki Türk Büyükelçiliğini yeniden açtı ve savaş yorgunu ülkenin yaralarını sarması için kapsamlı yardım önerilerini dünya kamuoyuna sundu.

‘Cem, günübirlik Afganistan gezisi sırasında, Taliban rejiminin yıkılmasından sonra Kâbil’e ayak basan ilk üst düzey yabancı devlet adamı olmakla kalmadı, ziyaretiyle 1920′li yıllardan itibaren iki ülke arasında kurulan yakın ilişkilerin canlandırılması yolunda tarihî bir adım da atmış oldu. Cem Kâbil’de… Türkiye’nin Afganistan’ın her alanda yeniden yapılandırılmasına katkıda bulunmaya hazır olduğunu bildirdi…
‘Türk-Afgan dostluğunun 1920′li ve 30′lu yıllarda başladığını hatırlatan ve Atatürk ile Amanullah Han arasındaki yakın dostluğa dikkati çeken Cem, o dönemde Afganistan’ın Türkiye’yi kendisine model olarak seçtiğini söyledi….
‘Türkiye tarafında Kâbil’de yaptırılan ve Taliban rejimi boyunca açık kaldığı gibi adı da değiştirlmeyen ‘Atatürk Çocuk Hastanesi’ni ziyaret eden Cem, kendisini Türkiye’den getiren uçakla taşınan tonlarca tıbbî malzemeyi de hastahaneye teslim etti.
‘Türkiye, Afganistan’daki silâhlı kuvvetlerin yeniden organize edilmesi konusunda da destek olacak. Cem, Cemal Paşa döneminde de Afgan ordusunun Türk ordusu modeli örnek alınarak revize edildiğini anımsattı.

‘Polis güçlerinin eğitimi ve organizasyonunun da bir diğer işbirliği alanı olması bekleniyor… Cem ayrıca bir grup genç Afgan diplomatın Türkiye’deki okullara kabul edilmesinin gündemde olduğunu söyledi.’ (Milliyet, 18. 12. 2001)
Öte yandan ABD yetkilileri de Atatürk’ü keşfetmeye çalışmaktadırlar. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 6 Aralık 2001′de Türkiye’ye yaptığı ziyaretten dönerken, Atatürk’ün 1920′lerdeki Afgan politikasına değiniyor, Türk modelinin Afganistan’a uygun olabileceğinden söz ediyordu. (Milliyet, 7. 12. 2001)

2002 başında Türkiye’yi ziyaret eden Amerikan senatörlerinden Liberman da Afganistan’a Atatürk modelinden söz açarak: ‘Türkiye’nin Afganistan’daki rolü çok özeldir, çok yapıcıdır. Atatürk’ün yönetiminde Türkiye’nin 1920′lerde ilerleme yönünde Afganistan’da oynadığı rolün önemini anladık. Türkiye’nin Afganistan’a bir model oluşturması gerektiğinin önemini gördük’ diyordu. (Hürriyet, 4. 1. 2002)

Başbakan Bülent Ecevit’in Amerika ziyaretinde, 16 Ocak 2002 günü, Afganistan’ın hem fizikî, hem de siyasî olarak ‘yeniden inşası’ Ecevit ve ABD yönetimi arasında ayrıntılı biçimde ele alınmış ve tekrar Atatürk hatırlanmıştır. Ecevit, Türkiye’nin eskiden beri Afganistan’ın alt yapı yatırımlarına, sağlık ve eğitim hizmetlerine katkıda bulunduğunu anımsattıktan sonra, yeniden inşa faaliyetlerinde de aktif ve geniş rol üstlenebileceğini vurgulamıştır. Türkiye ve Türk iş adamları, Afganistan’ın inşasında söz sahibi olmak istemektedirler.
Başbakan Ecevit, Türkiye’nin modern ve lâik yapısıyla İslâm dünyasında oluşturduğu modelin örnek alınması ve yaygınlaştırılması gerektiğini savunuyor. Onun önerisi, öncelikle Afganistan’da ulusal ordunun kurulması, modern bir organizasyona kavuşturulması ve merkezî güç hâline gelmesi. Bu sağlanırsa Afgan ordusunun, yeniden yapılanma girişimleri ve reform hareketlerinin öncülüğünü yapabileceğini düşünüyor.

Başbakanın bu yaklaşımı bir yönüyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını ve Atatürk ve arkadaşlarının izlediği yöntemi çağrıştırıyor, diye yorumlar yapılıyor. (Milliyet, 20 Ocak 2002)
Amerika gezisinin son gününde Başbakan Ecevit, ‘Eğer 11 Eylül olayının ardından Türkiye Cumhuriyeti, etkili biçimde devreye girmiş olmasaydı, dünyada belki de bir din savaşı, dinler savaşı ortaya çıkmış olacaktı’ diye konuşmuş ve bunu şöyle açıklamıştır: ‘Halkının çoğunluğu Müslüman olan Türkiye, İslâmın aynı zamanda demokrasiyle, laiklik ve çağdaşlıkla bağdaştırılabileceğini ortaya koymuş oldu. Şimdi birçok İslâm ülkesinin önde gelen yöneticileri de bunu Türk modeli olarak selâmlıyorlar. Bunun ilk bilincine varan devlet adamlarından biri ve başlıcası da sayın ABD Başkanı George W. Bush’tur’ (Milliyet, 19. 1. 2002).
Peki neydi Atatürk’ün Afganistan politikası? O yıllarda Türkiye ile Afganistan arasında ilişkiler nasıl kurulmuş, nasıl gelişmişti? Afganistan’ın çağdaşlaşması uğrunda Atatürk neler yapmış, neler amaçlamıştı?….

Bu kitap, işte bu gibi soruları aydınlatmayı amaçlayan ve Türk-Afgan ilişkilerinin ilk yirmi yılını (1919-1939) kapsayan belgesel bir araştırmadır. Tarihçeli Giriş bölümünden sonra kitap üç ana bölümden oluşmaktadır: Mustafa Kemal ve Amanullah Han (1919-1929), Mustafa Kemal ve Muhammed Nadir Şah (1929-1933) ve Kemal Atatürk ve Muhammed Zahir Şah (1933-1939) bölümleri veya dönemleri.
Not: ‘Afganistan’ ve ‘Amanullah’ isimleri, eski yazışmalarda, ‘Efganistan’ ve ‘Emanullah’ (veya ‘Aman Allah’) olarak da geçmektedir. Belge alıntılarında bu eski yazım biçimlerine dokunulmamıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: